Gündem

En güzel Cemal Süreya şiirleri! Cemal Süreya sözleri! Doğum günüyle ilgili sevgiliye şiirler!


Gündem

En güzel Cemal Süreya şiirleri! Türk yazın tarihinin en büyük şairleri arasında yer saha Cemal Süreya vefatının 29.yılından saygıyla anılıyor.Çeşitli organizasyonlarla anılacak büyük ustanın anma törenine katılım olması bekleniyor. 9 Ocak Çarşamba günü saat 20.00’de Maltepe Belediyesi Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde düzenlenecek törenle anılacak.Peki En güzel Cemal Süreya şiirleri! Cemal Süreya sözleri! Doğum günüyle ilgili […]



En güzel Cemal Süreya şiirleri! Türk yazın tarihinin en büyük şairleri arasında yer saha Cemal Süreya vefatının 29.yılından saygıyla anılıyor.Çeşitli organizasyonlarla anılacak büyük ustanın anma törenine katılım olması bekleniyor. 9 Ocak Çarşamba günü saat 20.00’de Maltepe Belediyesi Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde düzenlenecek törenle anılacak.Peki En güzel Cemal Süreya şiirleri! Cemal Süreya sözleri! Doğum günüyle ilgili sevgiliye şiirler! Merak edilen detaylar haberimizde…

İki Kalpİki yürek arasında en kısa yol:Birbirine uzanmış ve vakit zamanAncak parmak uçlarıyla değebilenİki kol

Merdivenlerin oraya koşuyorum,Beklemek gövde gösterisi zamanın;Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,Bir şeyin provası yapılıyor sanki.

Kuşlar toplanmışlar göçüyorlarKeşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Cemal Süreya 1931’de, o yıllarda Erzincan’a bağlı olan (şimdilerde Tunceli’ye bağlı) Pülümür ilçesinde doğdu. Babası Hüseyin, annesi ise Gülbeyaz’dır. Çocukluğunun ilk yıllarını Erzincan şehrinde geçirdi.

DilekçeSokağımsanBen anahtarı çevirdiğim zamanKapanan evin kapısı değil,Senin kapın olsun açılan.

Adresimsen,Mektuplarım doğru dürüst gelsin;İki şahıs telefonla konuşurkenOlmayalım derhal üç kişi.

Kentimsen,Başka kentler de girsin araya;Daha bir sevinçle katılayım,

Şenliğimsen.Her şeyi yaz tarihimsen,Ama her bir şeyi;

Dilimsen,Sen de koru biraz dilliğini.

Düşüncemsen,Kızkardeşim pencereyi açsın;Sorguçlu bir ziya aracılığıylaGünyenisi dolsun içeri.

Uzat saçlarını Frigya,Yârimsen,Yurdumsan;Söz ver Anadolu.

1938’de Dersim İsyanı sonrasında ailesi Bilecik’e sürgün edildi. Bilecik’te ilkokula başladı, İstanbul’da devam etti. Haydarpaşa Lisesi’nden mezun olup Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve ekonomi Bölümü’nü bitirdi. Çeşitli devlet kurumlarında çalıştı.

SürgünBizi bir kamyona doldurdularTüfekli iki erin nezaretinde.Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdularGünlerce yolculuktan sonra bir köye attılarTarih öncesi köpekler havlıyorduAklımdan hiç çıkmaz o yolculuk, o havlamalar, polislerDuyarlığım biraz da o çocukluk izlenimleriyle besleniyor belkiAnnem sürgünde öldü, babam sürgünde öldü

Erzincan’dan sürgün edildiklerinde bindirildikleri sürgün treni, nereye götürüldüklerini bilmeyen insanlarla doludur… Yedi yaşında çıktığı bu yolculuk Cemal Süreya’nın bütün hayatını etkiler, şiirini besleyecek bir dönemin başlangıcı ve ‘bir doğum anı’ olur.

Trenden Bilecik’te indirilirler. Bilecik halkı gelenleri horlamak bir yana, bağırlarına basar sürgünleri; tepsi tepsi baklava börek taşırlar onlara.

Beni Öp Sonra Doğur Beni

şimdiutançtır tanelenensarışın çocukların başaklarında.

ovadangözü bağlı bir leylak kokusu ovadançeviriyor o küçücük güneşimizi.

taşarak evlerden taraçalardangelip sesime yerleşiyor.

sesimin esnek baldıranısesimin alaca baldıranı.

ve kuşlara doğrufildişi rüzgarın tavrı.dağ güneş iskeleti.

tahta heykeller arasındadenizin yavrusu kocaman.

kan görüyorum taş görüyorumbütün heykeller arasındakarabasan ılık acemi– uykusuzluğun sütlü inciri –kovanlara sızmıyor.

annem çok küçükken öldübeni öp, sonra doğur beni.

Bilecik’e yerleşir yerleşmez annesi Gülbeyaz’ı henüz 23 yaşındayken kaybeder. Küçücükken yoksun kaldığı bu ebeveyn sevgisi şairi belki de sonsuz bir sürgün kılar. Ve bu sürgün zamanla sevdiği her kadında annesinin arayışına dönüşen bir sürgün halini alır: “Annem çok küçükken öldü / beni öp sonra doğur beni”

Hüznün Kuşları*

ben bütün hüzünleri denemişim kendimdecanımla besliyorum şu hüznün kuşlarınıbir bir denemişim bütün kelimeleriyeni sözler buldum seni görmeyeli

kuliste yarasını saran soytarı gibiseni görmeyelikasketim eğip üstüne acılarımınsen yüzüne sürgün olduğum kadınkardeşim olan gözlerini unutmadımçık gel bir kez daha beni bozguna uğrat

sen tutar kendini incecik sevdirirdinbir umuttun bir misillemeydin yalnızlığaşanssızım diyemem kendi payımahain bir aşk bu kökü dışardaolur böyle şeyler ara sıraolur ara sıra

*Cemal Süreya’nın doğrudan “Hüznün Kuşları” diye bir şiiri yoktur ancak Mazhar Alanson, Süreya’nın 5 ayrı şiirini (Ülke, Aslan Heykelleri, Uçurumda Açan, Bu Bizimki, Dikkat Okul Var) derleyip bu şarkının sözlerini oluşturmuştur.

1944 yılında, Süreya ilkokulun son sınıfındayken babası yeniden evlenir. Üvey anne, Cemal’e ve kız kardeşlerine hayatı zindan eder. Çocukluk yıllarında kamu edebiyatı ve Alevi kültürü ile tanışmasına vesile olan annesinin, sürgünlüklerinin ilk yılında ölmesi ve akabinde kendisinin ve kardeşlerinin yaşadığı üvey ebeveyn zulmünün, Süreya’nın hayatının en yıkıcı dönemi ve ozan oluşunu en çok etkileyen faktörlerden biri olduğu söylenebilir.

Sizin Hiç Babanız Öldü mü?Sizin hiç babanız öldü mü?Benim bir defa öldü kör oldumYıkadılar aldılar götürdülerBabamdan ummazdım bunu kör oldumSiz hiç hamama gittiniz mi?Ben gittim lambanın biri söndüGözümün biri söndü kör oldumTepede bir gökyüzü vardı yuvarlakŞöylelemesine maviydi kör oldumTaşlara gelince hamam taşlarınaTaşlar pırıl pırıldı ayna gibiydiTaşlarda yüzümün yarısını gördümBir şey gibiydi bir şey gibi kötüYüzümden ummazdım bunu kör oldumSiz hiç sabunluyken ağladınız mı?

Cemal Süreya, Kürt olduğunu yıllarca saklamaya çalışmış, bu sürgün sonrasında dili, mevzu, bahis buraya uzanınca hep tutulup kalmış, ancak çok uzun bir vakit sonra çözülebilmiştir. O çözülmeden sonra bir patlama halinde her yerde “Kürt ve sürgün” olduğunu anlatmış, oğlunun nüfus kağıdında adı ‘Memo’ olarak yazılan tek Kürt olmasıyla övünmüş ve ‘Kadıköy’ün Kürdü” demiştir oğluna.

Açılmamış KapılarSevdiğin kentlerin selamı sankiSülüs kamyon şoförleriKûfi hamallar

Anılar hep sonbaharda gibidirAstragan gecedeSüt yıldızlar

Belleğinin yerini tutar kadehindekiTaşlar taş kemerlerİvedi sarmaşıklar

Hayatını sarsan bin bir andanAdlarını yıllaraVeren yargıç krallar

Ne varsa yarım kalmış, geleceğindirBir kez girilmiş sokaklarAçılmamış kapılar

Bilir misin iki kökeni var hüsnüniyetinin:Çiçek durumu aşklar,Yaprak düzeni siyasalar.

Şimdi çok sevdiğim sürgün sözcüğü çocukken beni allak bullak ediyordu. Bir gün büyük anneme sormuştum: “Neyiz biz?” diye. Bir şey anlamadı. “Sürgün ne demek?” diye yineledim. Sürgün “menfi” demekmiş, “menfa”ya gönderilenlere “menfi” denirmiş. Bir an aklıma Yavrutürk dergisindeki bir tefrika geldi: “Bir Göçmen Çocuğun Anıları.” “Göçmen miyiz yoksa biz?” diye soruyu değiştirdim. “Evet, işte buldun, göçmeniz biz” dedi. Rahatlamıştı. Ondan sonra kendimi bir süre göçmen olarak düşündüm… Diye anlatır ozan sürgünlüğünü.

Şarkısı Beyazayıcılar geçti, affedilmemiş insanlar geçtişehirler taş yürekliydi şarkısı-beyazinsanların büyük rüyaları vardıinsanlar bir ölümle öldüler kisevgiler arasında şaşırıpbir unuttular ki deme gitsin.

ben olanca kuvvetimlehalatlara asılıyorum nafileben ayrı düşmüşüm bir kereayrı düşmüşüm insanlardan.bu yıldız tutmaz maviliktene deniz ne köpük kar fiyat bana.

arada bir ağlamak içinonu iri ellerimle sevdim.ölüm daha saçlarına gelmemişti şarkısı-beyazsaçlarını kestim, şa
rapla ıslattımsaçlarını koynumda saklıyorumarada bir ağlamak için.

ve suların altında mavileyinküstah bir çalparaydı ayağını uzatmışmesut hatırasına balıkların.ve iri küfürleriyle sarhoşyatardı yavaşlamış tüyleriylegemicilerin öldürdüğü kuş.

siraküzaya uğrayamadıktorbadaki çakıllara baktım şarkısı-beyazbenimkilerin üstünde üç adet hilalüç adet uzun hilal vardı, upuzunsiraküza açıklarında bahanesiz bir yazçalkandık durduk.

İkinci Yeni hareketinin önde gelen ozan ve kuramcılarından sayılan Cemal Süreya’nın ilk şiiri “Şarkısı Beyaz” Mülkiye dergisinin 8 Ocak 1953 tarihli sayısında yayımlanmıştır. Geleneğe karşı olmasına karşın geleneği şiirinde en güzel kullanan şairlerden birisiydi o. Kendine özgü söyleyiş biçimi ve şaşırtıcı buluşlarıyla, varlıklı birikimiyle; duyarlı, çarpıcı, yoğun, canlı imgeleriyle İkinci Yeni şiirinin en başarılı örneklerini verdi.

ElmaŞimdi sen çırılçıplak elma yiyorsunElma da elma ha allahlıkBir yarısı al bir yarısı yine kırmızıKuşlar uçuyor üstündeGökyüzü var üstündeHatırlanacak olursa tam üç gün önce soyunmuştunBir duvarın üstündeBir yandan elma yiyorsun kırmızıBir yandan sevgililerini sebil ediyorsun sıcakİstanbul’da bir duvar

Ben de çıplağım ama elma yemiyorumBenim öyle elmalara karnım tokBen böyle elmaları çok gördüm ohoooKuşlar uçuyor üstümde bunlar senin elmanın kuşlarıGökyüzü var üstümde bu senin elmandaki gökyüzüHatırlanacak olursa seninle beraber soyunmuştumBir kilisenin üstündeBir yandan çan çalıyorum büyük yaşamaklaraBir yandan yoldan insanlar geçiyor çoğul olarakDuvarda bir kiliseİstanbul’da bir duvar duvarda bir kiliseSen çırılçıplak elma yiyorsunDenizin ortasına kadar elma yiyorsunYüreğimin ortasına kadar elma yiyorsunBir yanda esaslı kederler içinde gençliğimizBir yanda Sirkeci’nin şimendifer dolu kadınlarıAdettir sadece ağızlarını öptürürlerAyaküstü işlerini görmek yerineAdımın bir harfini atıyorum

Süreya’nın üvey kızı Gonca Uslu’nun aktardığına göre iddiaya girmeyi çok seven şair, arkadaşıyla bir telefon numarası üzerine iddiaya girer ve kaybederse soyadındaki “y” harfinden birini sildireceğini söyler. İddiayı kaybeder ve Süreyya olan soyadını Süreya olarak değiştirir. Bazı rivayetlere göre iddiaya girdiği kişi, kimliğini bir giz gibi sakladığı “Üvercinkasıdır”.

“Elma” şiirinde, adındaki “Y” harflerinden birini attığını duyuru eder, ve şöyle anlatır bu olayı: “O vakit çok güvenirdim belleğime. Telefon numaralarını falan kaydetmezdim. Belki de kaydetmediğim için kalırdı. Ona dedim ki, şayet bu böyleyse, ismimden bir harf atarım dedim. Kaybedince, ismimde harf aradım, iki adet olandan birini atmak daha müsait geldi.”

Sevgilim Bir GününSevgilim, bir günün ortası şimdiTaşıtlar hızla gelip geçiyor, her yer kalabalık,Ben seni düşünüyorum bir bodrum kahvesindeUzat bana uzat elleriniİzinli askerler görüyorum, kırıtarak yürüyen işçi kızlarİstanbul her günkü yaşantısı içinde, uğultulu,Güvercinler güneşten bir sessizliği biriktiriyor

Ben seni düşünüyorum seniHani tıpkı o ilk günlerdeki gibiKalbim diyorum kalbimDaha dün tezgâhtan çıkmış bir su sayacı gibiAşkı anılar besliyor düşler kadarBu yüzden diyorum ki aşk eskidikçe aşktırSevgi eskidikçe sevgi.

Günümüz ekmeğimiz, türkümüzÇoluğumuz çocuğumuzBinalar yan yana yükselip gidiyorVapurların ağzı köpük içindeUzaklarda ne kapılar açılıyorTrenin biri bir istasyona varıyorOrdan çıkıyor biri.

Her şey biliyor her şeySen biliyor musun bakalımSeni nice sevdiğimi?Üstüne titrediğimi?Geldiğimi?GittiğimiHadi!

Seniha Hanım, Cemal Süreya’nın ilk aşkıdır ve ortaokul yıllarında başlayan bu aşk evlilikle sonuçlanır. Hatta Süreya, Seniha Hanım’dan bahsederken, o yıllarda sınıfın tahtasına yazdığı kızıl mısralar adlı şiirinde ‘Seni sevdiğim anda her şeyim kızıl oldu, Masmavi defterime kızıl satırlar doldu’ der. 1955 güzünde Eskişehir’den İstanbul’a muavin maliye müfettişi olarak atanır. İstanbul’a yerleşmesiyle yazın çevrelerinde ve etkinliklerinde daha sık görünmeye başlar; ancak bu vaziyet ailesini ihmal etmesine yol açar.

AşkŞimdi sen kalkıp gidiyorsun, git.Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar, gitsinler.Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsinOysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştıkSevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydıBir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştüBir sevişmek gelmiş bir daha gitmemiştiYoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuzSanki hiç olmamıştı

Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyorduŞurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullarŞurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyalarınÖyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmekKi Karaköy köprüsüne yağmur yağarkenBıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecektiÇünkü iki kişiydik

Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmayaBir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamızSeni bir defa öpsem ikinin hatırı kalıyorduİki defa öpeyim desem üçün boynu bükükYüzünün bitip vücudunun başladığı yerdeMemelerin vardı memelerin kahramandı sonraSonrası iyilik güzellik.

Aşkın onu bir menevşe kurusuna çevirdiği günler de Mülkiye yıllarına rastlar. Bu tutkulu âşığın yani şairin, karısına attığı tokadın pişmanlığı yüzünden, jiletle bileklerini kesecek kadar ileriye gitmesi, bu evliliğinin ömrü hakkında daha o günlerde ipuçları verir aslında. 1958 yılında ayrılan çift, yedi sene sonra resmî olarak boşanır.

Yazmam Daha Aşk ŞiiriOydu bir bakışta tanıdım onuKuşlar bakımından uçarıÇocuk tutumuyla beklenmedikUzatmış ay aydınlık karanlığımaNerden uzatmışsa ıssız boynunu

Dünyanın en güzel kadını oyduSaçlarını tarasa baştan başa rumeliOtursa ama hiç oturmaz kiKan kadını rüzgardı atlarınHep andım ne yaşanır olduğunu

En çok neresi mi ağzıydı elbetBütün duyarlıklara ayarlıÖpüşlerin türlüsünden elhamraSınırsız denizinde çarşaflarınBir gider bir gelirdi işlek ağzı

Ah şimdi benim gözlerimBir ağlamaktı tutturmuş gidiyorBir kadın gömleği üstümdeGünün maviliği ondanGecenin horozu ondan

İlk evliliğinden sonra ikinci evliliğini Zuhal Tekkanat’la, üçüncü evliliğini Güngör Demiray’la yapar, ondan ayrıldıktan kısa bir süre sonra yine Zuhal Tekkanat’la beraber olur (tabii bu evliliklerin arasında sayısız gönül macerası, evlilikten dönen nişanlılıklar da vardır) ve bunlardan sonra Cemal Süreya Birsen Sağnak’la evlenir. işte bu şiir Birsen hanım için yazılmıştır.

Biliyorum Sana GidenBiliyorum sana giden yollar kapalıÜstelik sen de hiç bir vakit sevmedin beni

Ne kadar yakından ve arada uçurum;İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi

Uyandım uyandım, hep seni düşündümYalnız seni, yalnız senin gözlerini

Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımımBen artık adam olmam bu derde düşeli

Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan orayaYoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki

Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimiVe içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği

Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki

Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyorNasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini

Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri

Rastlaşmamak için elimden geleni yaparımBu böyle pek de basit değil gerçi…

Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;Bunun verdiği sevinç d
a az değil ki

Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki

İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:

Bir gece yarısı yazıyorum bu mektubuYalvarırım onu okuma çarşamba günleri

Bunun hikayesini Zuhal Tekkanat şöyle anlatır:

“Bayan nihayet! Yani, bu artık son; bundan sonraki yaşamımda Birsen’den başkası olmayacak, anlamındaydı; ama Cemal, benim için de Güngör hanım için de ‘nihayet’ demişti. bu hatırlatıldığında, bu kez kararlı olduğunu belirtmek üzere, Birsen hanıma ‘bayan en nihayet’ diyordu.”

Bir ÇiçekBir çiçek duruyordu, orda, bir yerde,Bir yanlışı düzeltircesine açmış;Gelmiş ta ağzımın kenarındaKonuşur durur.

Bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda,Güverteleri uçtan uca orman;Aldım çiçeğimi şurama bastım,Bastım ki yalnızlığımmış.

Bir başına arşınlıyor bir adam mavi treniKeşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Tomris Uyar, Ülkü Tamer ile evliyken âşık olur Cemal Süreya’ya… İkisi de evlidir, ikisi de birbirleri için boşanırlar eşlerinden ve bugün bile, ‘Türk edebiyatının en verimli aşkı’ tanımını hak eden üç yılı beraber geçirirler. Tomris Uyar’ı “Aşkları Uğruna Yazılanlarla Edebiyatımıza Yön Veren Kadınlar” listesinden hatırlayacaksınız zaten.

Verimliydi aşkları, çünkü Cemal Süreya aşk dolu, cinsellik yüklü en güzel şiirlerini onun için yazdı.

Gül

Gülün tam ortasında ağlıyorumHer akşam sokak ortasında öldükçeÖnümü arkamı bilmiyorumAzaldığını duyup duyup karanlıktaBeni ayakta tutan gözlerinin

Ellerini alıyorum sabah kadar seviyorumEllerin ak yine ak yine beyazİstasyonda şimendifer oluyor birazBen bazan istasyonu bulamayan bir adamım

Gülü alıyorum yüzüme sürüyorumHer nasılsa sokağa düşmüşKolumu kanadımı kırıyorumBir kan oluyor bir kıyamet bir çalgıVe zurnanın ucunda yepyeni bir çingene

.